[Ana Sayfa ] [Siir][ Antoloji ][Genc K ] [Makale] [Deneme] [Oyku] [Fotograf] [Felsefe] [Forum][Tiyatro] [Sanat ] [Haber ] [Sinema ] [Kitap ] [Muzik] [Ziyaretci Defteri]


İstanbul Kitap Fuarı ile 25. Buluşma

0 YORUM

25 yıldır kültür ve edebiyat dünyasını biraraya getiren İstanbul Kitap Fuarı, 28 Ekim - 5 Kasım 2006 tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi- Beylikdüzü’nde sürüyor.

TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından düzenlenen 25. İstanbul Kitap Fuarı’nın teması, “Kitap Fuarı’nın 25 Yılı - Bir Yolculuk Öyküsü”; Fuar’ın Onur Yazarı Doğan Hızlan. Kitap Fuarı, ‘ARTİST 2006 - 16. İstanbul Sanat Fuarı’ ile aynı yerde eşzamanlı düzenleniyor.

Çeyrek yüzyılı geride bırakmanın heyecanıyla, İstanbul Kitap Fuarı bu sene yaklaşık 500 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenleniyor.225 edebiyat ve kültür etkinliğinde, 800’e yakın yazar; imza günlerinde ise yüzlerce yazar, sanatçı, bilimadamı, gazeteci ve politikacı kitapseverlerle buluşma imkanı bulacak.‘

GÜMÜŞ YIL’A YAKIŞAN EDEBİYATÇILAR...

Bu yıl ‘gümüş’ yılını kutlayacak olan İstanbul Kitap Fuarı’nda kitapseverlerin tanışma fırsatı bulacağı edebiyatçılar:Alfredo Saad-Filho, John Strelecky (İngiltere), Bharati Mukherjee (ABD) Vasilis Aleksakis (Yunanistan), Jean Michel Thibaux (Fransa), Jamal Mahjoub (İspanya), Garry Kasparov (Rusya), Asnê Seierstad (Norveç), Bozhana Apostolova, Miglena Nikolchina, Sofia Nestorova, Silvia Choleva, Mirela Ivanova, Ekaterina Yosifova, Kristin Dimitrova, Hristo Karastoyanov (Bulgaristan), Steve Jones (İngiltere), Kader Abdolah (İran) Gerald Maclean (Kanada), Dragor Jançar (Slovenya) Gerhard Rühm (Avusturya), Claudio Magris (İtalya), Hüseyin Cuma (Suriye), Hazma Berkavi, Halid Ebu Halid (Filistin), Zoran Zivkovic (Sırbistan), Inger Edelfeldt, Åke Edwardsson, Per Olov Enquist, Thomas Halling, Dan Höjer, Åsa Lind, Inger Lindahl, Pija Lindenbaum, Barbro Lindgren, Carl-Johan Vallgren ve Gunilla Thorgren (İsveç).

İstanbul Kitap Fuarı’nda ayrıca Almanya, Avusturya, Amerika Birleşik Devletleri, Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Bosna- Hersek, Ermenistan, Küba, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Makedonya, İsveç, İtalya, İran, İsrail, Romanya ve Sırbistan’dan yayınevleri ve yayıncılar birliği temsilcileri yer alıyor.

ÇOCUKLAR İÇİN ÖZEL ETKİNLİKLER

Fuar süresince çocuklar için özel etkinlikler yer alacak. Çocuklar, TÜYAP Çocuk Kulübü kapsamında söyleşi, resim atölyesi ve okuma saati gibi 25 etkinliğe katılma olanağı bulacak ve sevdikleri yazarlardan kitaplarını dinleyebilecekler.

BU SERGİLERİ KAÇIRMAYIN...

Fuar’da kitapseverler “Onurlandıranlar” sergisi ile Kitap Fuarı’nın yolculuk öyküsüne tanıklık edecekler. Tasarım ve konseptinin Sadık Karamustafa tarafından hazırlandığı sergide, İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur Yazarları ve Onur Çizerlerinin fotoğrafları ve metin alıntıları yer alıyor.

Kitap Fuarı kapsamında gerçekleştirilecek diğer sergi ise danışmanlığını Demet Taner’in, tasarımını ise Sadık Karamustafa’nın yaptığı “Canlar Ölesi Değil/ Haldun Tanersiz Yirmi Yıl” sergisi. Sergide, Haldun Taner’in yaşamından 43 fotoğraf ve Haldun Taner’in “Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu, Ayışığında Çalışkur” kitabından “Konçinalar” başlıklı hikaye ile Demet Taner’in “Canlar Ölesi Değil / Fotoğraflarla Haldun Taner’in Yaşam Öyküsü” kitaplarından metinler yer almakta. Fuarda, ayrıca, kitapseverler Avusturya Kültür Ofisi tarafından düzenlenen, Ingeborg Bachman’ın yaşamından kesitler ile yazdığı metinlerden oluşan “Barış’ı Yazmak” sergisini görme fırsatı bulacak.

BİLETLER VE ZİYARET SAATLERİ

Fuar’ın giriş ücreti geçen yıl olduğu gibi yine 5 YTL. Emekli, öğrenci ve öğretmenler için giriş ücreti alınmıyor. Fuar, 28 Ekim - 4 Kasım 2006 tarihleri arasında 11.00-20.00, fuar kapanış günü olan 5 Kasım 2006 tarihinde, 11.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.


Yargı Yetisinin Eleştirisi

3 YORUM

Yargı Yetisinin Eleştirisi
Kritik der Urteilskraft
Immanuel Kant
İDEA YAYINEVİ / Felsefe Dizisi

Şimdi, bilgi yetileriimizin düzeninde Anlak ve Us arasında bir orta terim oluşturan Yargı Yetisinin de kendi için a priori ilkeler taşıyıp taşımadığı, bunların oluşturucu kmu yoksa yalnızca düzenleyici mi oldukları (ki bu son durumda kendileri için hiçbir alan göstermezler), ve bilgi yetisi ile istek arasındaki orta terim olarak haz ve hazsızlık duygusuna a priori bir kural verip vermedikleri (tıpkı anlığın o ilk yetiye ve Usun ise ikinciye a priori yasalar vermesi gibi) tüm bunlar bu Yargı Yetisinin Eleştirisi'nin ele alacağı noktalardır.


Biri Totalitarizm mi Dedi / Zizek

0 YORUM

Yazar: Zizek
Kitabın Adı: Biri Totalitarizm mi Dedi
Yayınevi: Epos Yayınları
Basım Tarihi : Haziran 2006

Bu kitapta okur, ‘totalitarizm’ hayaletinin hala ortalıkta gezindiği konusunda uyarılmaktadır.

“Solun, liberal demokrasinin (‘demokrasi’ ‘totalitarizm’e karşı vs.) temel koordinatlarını kabullenişi ve şimdi de kendi (karşı) konumunu bu uzam içinde yeniden tanımlamaya çalışması solun kuramsal hezimetinin en açık işaretidir. Kayda değer nokta, hegemonik liberalizme karşı önde gelen ‘eleştirel’ felsefi tepkinin, yani postmodern yapısökümcü sol tepkinin, ‘totalitarizm’ kategorisine bel bağlamasıdır.
Devamını okumak için tıklayınız


Yer Değiştiren Gölge / Nurdan Gürbilek

0 YORUM


Nurdan Gürbilek

Yer Değiştiren Gölge

Kapak Resmi: Abidin Dino
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen

Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Mayıs 1995
2. Basım: Eylül 2005



Yer Değiştiren Gölge'de Gürbilek'in "Tanpınar'da Görünmeyen", "Kemalizmin Delisi Oğuz Atay", "Taşra Sıkıntısı" ve "Yazı ve Arınma" başlıklı denemeleri yer alıyor.
"'Bir sözcüğe ne kadar yakından bakarsanız, o kadar uzaktan dönüp bakacaktır size.' Edebi metinler için de geçerli bu. Bu yüzden denemeler, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın, Oğuz Atay'ın, Yusuf Atılgan'ın, Bilge Karasu'nun yazdıklarını aydınlatma çabası olduğu kadar, bu metinlerin üzerinde gezinen gölgeyi, onlarla aramızda ister istemez var olacak uzaklığı anlamlandırma çabası olarak da okunsun isterdim."
– Nurdan Gürbilek


İbnü'l Arabi Sözlüğü

0 YORUM


İbnü'l Arabi Sözlüğü
El-Mûcemu's-Sûfî. El-Hikmetû fî Hudûdî'l-Kelime
Suad El-Hakim
Çeviri: Ekrem Demirli
Sözlük

Yayınevi: Kabalcı
Fiyatı: 50 YTL

Önceleri katı bir züht ve ahlak ahlak hayatı olarak ortaya çıkan tasavvuf, zamanla islam ilimlerine karşı bazen bir tepki, bazen onlara eklemlenen veya onlara yeni boyutlar ekleyen bir ahlak hareketi şeklinde kendini ifade etmiştir. Birkaç asır sonra ise kendi terminolojisni ve dilini geliştirmiş, züht ve ahlak hayatını esas almakla birlikte teorik düzeyde çeşitli konular hakkında hakkında görüşler ortaya koymuş, böylece süfiilerin tecrübeleri ekseninde bir dil ve yöntem anlayışı gelişmiştir. Bu nedenle Süfiler başından beri farklı bir yönteme dolayısıyle farklı bir bilgiye sahip olduklarını iddia etmiştir. İbnül Arabi önceki süfiilerden farklı olarak, kendisine ulaşan tasavufi birikimi, felsefe ve kelam gibi teorik ilimlerin katkısıyla, teorik bir düzleme çıkartmış, genellikle süfinin hal ve tecrübesiyle ilgili ve sınırlı görülen tasavvuf konularını kişisel deneyiminin dışına taşımış, bu deneyimi yaşamayanların bir şekilde katılabildiği yeni bir tasavvuf anlayışı geliştirmiştir. Bu anlayışın temelinde varlığın birliği öğretisi yatmaktadır ve bu öğreti, Tanrı-alem-insan ilişkilerini belki de başka hiçbir düşünürün boy ölçüşemeyeceği zenginlik ve çeşitlilikte yorumlama imkanı sağlamıştır.

İbnü'l-Arabi Sözlüğü, okurlara İbnü'l-Arabi'nin evrenine girmek için vazgeçilmez bir anahtar sunuyor.


Orson Welles

0 YORUM

Orson Welles
BAZIN, ANDRE




Genç patron, sahibi olduğu küçük akşam gazetesiyle ilgilenmeye karar vermiştir. İlk iş olarak yazı işleri müdürüne, “niçin gazetede üç sütun üstüne manşet olmadığını” sorar. Emektar gazetecinin “Haber o kadar önemli değil” açıklaması tatmin edici değildir onun için. “Başlık ne kadar büyük olursa haber de o kadar önem kazanır” der genç adam ve sansasyonel haberler üzerine kurduğu yayın anlayışıyla kısa sürede gazetesini bir numara yaparken, kendisi de gazeteleri, dergileri, madenleri, toprakları, koleksiyonları ile dünyanın en zengin adamlarından birisi olur.
İki Dev Adam

Türkiye’de de artık benzerlerini gördüğümüz bu olay, bundan yaklaşık altmış dört yıl önce, 1941’de çekilen “Yurttaş Kane” (“Citizen Kane”) filminde yaşanır. Dönemin medya patronu William Randolph Hearst, kendi hayatının anlatıldığı gerekçesiyle engellemeye çalışsa da film gösterilmiş ve yönetmen Orson Welles, yirmi altı yaşında iken çektiği bu ilk filmiyle adeta sinema sanatının rotasını değiştirmiştir. Hearst’ın hayatıyla “Yurttaş Kane”in hikayesi gerçekten de birbirine çok benzer. Ancak Welles’in amacı bu değildir. Bir medya patronunun hayatı değil, dönemin Amerika’sında, belirli bir sınıftan bir karakterin psikolojisidir onu ilgilendiren. Bir yükseliş hikayesinin içindeki trajediyi anlatır “Yurttaş Kane” ve dönemini de aşarak medyanın gölgesinde yaşanacak yeni zamanların işaretlerini verir. Welles öylesine ustalıkla yapmıştır ki bunu, kullandığı dil sinemasal anlatımda da bir çığır açacaktır. Bugün en sıradan izleyicilerin dahi bildiği “flashback” yöntemi sinemada ilk kez bu filmle kullanılır. Filmsel zamanın doğrusal bir çizgide ilerlediği sinemasal anlatımda bir devrimdir bu. Farklı dönemlerde Kane’in hayatına giren kahramanların çeşitli zaman dilimlerine ait anıları ile bir zamandan diğerine geçerek, sinemanın kemikleşmiş “tarih düzeni”ni yıkmıştır Welles. Bu devrimin anlamını dünyaya ilan eden kişi ise André Bazin’dir.

Orson Welles’ten sadece üç yaş küçük olan Bazin 1918 doğumludur. Başarılı bir eğitim hayatı olmuş, ancak kekemeliği yüzünden çok istediği öğretmenlik mesleğine kabul edilmemiştir. İkinci Dünya Savaşı başladığında orduya çağırılır. Askerlerin psikolojik danışmanlığını üstlenmiştir, boş zamanlarında da bol bol film seyreder. Sinemaya olan tutkusu, kültüre ve gerçeğe olan tutkusundan kaynaklanmaktadır. Ordudan ayrıldıktan sonra Le Parisien Liberé’de film eleştirileri yazmaya başlar. Sadece yazılarıyla değil düzenlediği tartışmalarla, sergilerle, film şenlikleri ile savaş sonrası Fransa’da sinema kültürünü tekrar canlandırmak için çalışacak ve sinemasever bir kuşağın yetişmesinde büyük bir rol oynayacaktır. “Yurttaş Kane” 1946’da Paris’te gösterildiğinde ise iki yıldır profesyonel olarak yazarlık yapmakta olan genç bir sinema eleştirmenidir Bazin. Gerçi 1941’de en iyi özgün senaryo Oscar’ı bu filme verilmiştir ama o dönemde ortalama bir Amerikan seyircisinin üzerinde olan “Yurttaş Kane”in sinema sanatındaki yerini ve Orson Welles’i en iyi anlayacak kişi André Bazin olacaktır.

Bazin’in ilk kez 1950’de yayınladığı “Orson Welles” kitabı, kelimenin tam anlamıyla sinemanın iki dev adamını buluşturan bir kitap. Dahi çocuk olarak olarak hayata başlayan, sinemadan önce çok genç yaşta dehasını tiyatroda gösteren, 1938’de yaptığı radyo programında “Merihlilerin New Jersey’e indiğini” söyleyerek Amerikalıları korkutan ve sosyal bilimcileri dünyanın bu “ilk modern paniği” üzerine epeyce düşündürten Welles’in Hollywood’a ayak basana dek olan hikayesini anlatıyor önce Bazin. Sonrası, “Yurttaş Kane”, “Muhteşem Ambersonlar” (“The Magnificent Ambersons”), “Korku Ülkesine Yolculuk” (“Journey Into Fear”), “Yabancı” (“The Stranger”), “Şangaylı Kadın” (“The Lady From Shangai”), “Macbeth” , “Othello”, “Bay Arkadin” ve “Bitmeyen Balayı” (“Touch of Evil”).

“Film Şairi”

Sessiz sinema ile sesli sinema arasına kesin bir sınırın çekildiği, bütün kuramlar Sessiz Sinema üzerine kurulduğu için kuramcıların bocalama içine girdiği bir dönemde “görüntü”nün ve “gerçekliğin” anlamı üzerine yazdığı yazılarla sinemaya yeni bakış açıları kazandıran André Bazin’e göre “görüntü”, dekoru, makyajı, ışığı, çerçevesiyle, oyunuyla, kurgusuyla “temsil edilen nesneye perde üzerindeki temsilinin katabileceği her şey”dir; bu kitapta da, Welles’in filmleriyle okurlarını “görüntü”nün derinliklerine çekiyor Bazin.

Daha genç bir sinemacı iken Bazin’in desteğini almış olan ünlü yönetmen Truffaut, kitabın yeni basımı için yazdığı önsözde Welles’i “film şairi” olarak nitelendirir; ancak sermayedarından seyircisine “düzyazıların” kabul gördüğü Hollywood’da “saf şiirin” benimsenmesi çok zordur. Sinema kuramcılarının şaşkınlık içinde bütün köprüleri attığı bir dönemde, Sessiz ve Sesli Sinema arasına örülen duvarların yıkılmasında büyük rol oynayan, bir yandan tarihin, edebiyat, fotoğraf ve felsefenin içinden geçen bir bakışla sinema dilinin evrimine dikkati çeken, bir yandan da “Çağdaş Sinemanın Sorunları”nı dillendiren metinlerle “gerçeğin” beyazperdedeki izini süren Bazin adeta aradığı o saf şiiri bulmuş olan bir “şiir tutkunu”nun coşkusuyla izlemiştir Orson Welles’i. İlk karşılaşmanın heyecanıyla 1946’larda yazdığı satırları, on yıl sonra “‘Yurttaş Kane’in auteur’ünü sinemanın yeniden canlanışının simgesi yapmakla yanılmış olabilir miyiz?” düşüncesiyle tekrar gözden geçirdiğinde, az çok değişen kimi yargılarına rağmen “yanıldığımızı hiç sanmıyorum” der. 1940’lı, 50’li yıllarda belki de ilk kez onun kaleminden çıkan tespitler, aradan geçen yarım asırdan uzun zamana, bu zaman zarfında sinema sanatında yaşanan büyük gelişmelere rağmen geçerliliğini veya güncelliğini yitirmiş değildir; “Yurttaş Kane” bugün de sinema tarihinin tartışmasız en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Bazin’in “Othello” için yaptığı “üslup olarak “Yurttaş Kane” ve “Macbeth”in tamamen zıddıdır” tespitini doğrularcasına “Beni heyecanlandıran tek şey denemek” der Welles; bir deney olarak gördüğü filmleri sinema tarihinin en saygın eserleri arasında yerini almış olsa da onu tatmin etmemiştir hiç bir zaman. Sinemadan tiyatroya, yönetmenlikten oyunculuğa, karikatürden müziğe sanatın bütün duraklarından geçse de, kazandığı büyük başarılara rağmen hep bir “eksiklik” duygusuyla yaşamıştır sanki. “Bitmeyen Balayı”nı çektiği dönemde, Cahiers du Cinema dergisi için yapılan röportajda “hayatının son on beş yılını para bulmak için geçirdiğini” söyler. “İşin aslı, yapacağımız işlerin kararları bize ait değil. Bir şeyler yapmak, sermaye bulma arayışı içerisinde durmadan dünyanın çevresinde koşuyoruz.” diyen Welles daha 1958’lerde sinema ve tiyatroyu bırakmaktan söz eder, onların kendisini çoktan terk ettiğini, ilk kelimesinden son kelimesine kadar kendisine ait olan ve başarıya ulaşan tek filminin ise “Yurttaş Kane” olduğunu düşünmektedir.

André Bazin, Orson Welles’in “Bitmeyen Balayı” filmini gördükten birkaç ay sonra 11 Kasım 1958’de ölür. Welles’in bu tarihten sonra çektiği sekiz film ne yazık ki Bazin’in seyirciye ve sinema sanatına daima yeni bakışlar kazandırmış olan dünyasından geçemeyecektir ama ona göre zaten “Orson Welles sadece “Yurttaş Kane” ve “Muhteşem Ambersonlar”ı çekmiş olsaydı bile, sinema tarihinde büyük olasılıkla yine çok önemli bir konumda olurdu”. Welles’in son filmi 1978’de çektiği “Filming Othello”dur (“Otello’yu Çekmek”). Bu tarihte başladığı “The Dreamers”ı tamamlayamadan 1985 yılında aramızdan ayrılır. Yarım kalan onuncu filmidir bu.

Jean Renoir “İleride Fransız sanatının tarihi yazıldığında, tarihçiler sinema bölümünde, kendisi de bir tarihçi olan André Bazin’e baş köşeyi vereceklerdir.” derken aslında bir parça haksızlık yapmıştır! Bazin sadece Fransız sanatının değil, dünya sinema tarihinin en önemli isimlerinden biridir çünkü. Senem Deniz’in çevirisiyle, Okuyan Us Yayın’dan çıkan “Orson Welles” kitabı Welles’i yeniden izlemek, Bazin’i yeniden okumak isteyenler için vesile oluşturacak bir kitap. Welles’in ve Bazin’in dünyasına girmek isteyen okurlara, Türk Sinema Tarihi’nin yazılmasına büyük katkılarda bulunan Nijat Özön’ün yıllar önce yayınladığı iki kitabı da hatırlatmadan geçmeyelim. Özön tarafından Türkçe’ye çevrilen (1965) “Yurttaş Kane” senaryosu ve Bazin’in sinema yazılarından oluşan “Çağdaş Sinemanın Sorunları” (1966). Bazin’i okumak, sinemanın bir “sanat” olarak meşruluğunu Yeşilçam’da da ilan ettiği 1960’lar Türkiye’sinde son derece anlamlıydı. Bugün ise bambaşka anlamlarla ama güncelliğini hala koruyan metinler olarak okuyoruz Bazin’in yazılarını. Kurtlar Vadisi’ni kendisine mekan tutup, bütün etik kaygıları bir yana bırakan “Türk Medyası” için belki Charles Foster Kane fazlasıyla sıradan bir karakterdir artık; ama sinemadaki müthiş hikayesi bir yana, “Yurttaş Kane”lerin kapitalizmin hüküm sürdüğü bütün zamanlarda ve mekanlarda nasıl varolabildiğinin sembolüdür o. Ve tam da zamanıdır aslında “Yurttaş Kane”i yeniden yeniden seyretmenin...

Hilmi MAKTAV


SON EKLENENLER
ARSIV
  • Enis Batur
  • Felsefe Notlari
  • Borges Defteri
  • Şimdiye kadar

    Los Angeles Probate Lawyer
    kişi ziyaret etmiştir.

    ATOM 0.3